Mektubat-ı Rabbani Birinci Mektup

Mektubat-ı Rabbani Birinci Mektup
  • 12.10.2014
  • 1.317 kez okundu

BİRİNCİ MEKTÛB

Bu mektûb, kendi mürşidi, evliyânın büyüğü, kalb ilimlerinin mütehassısı Bâki billâh hazretlerine yazılmıştır. İsmi zâhire bağlı olan halleri ve arşın üstündeki makamlara yükselmeyi ve cennetin derecelerini ve bazı evliyânın mertebelerini bildirmekdedir :

Kamil ve herkesi kemâle kavuşduran, vilâyet derecelerine ulaşmış, nihâyeti başlangica yerleşdirilmiş olan yolda gidenlerin önderi, Allâhu Teâla’nın beğendiği dinin kuvvetlendiricisi, şeyhimiz ve imâmımız şeyh Muhammed Bâki Nakşibendi ve Ahrârî – kaddesallâhu Teâla sirrehul akdes ve belleğanüllâhü sübhânehü ila aksâ ma yetemennâhü- hazretlerine, kölelerinin en aşağısı olan Ahmedden en yüksek makâma dilekçedir. Kıymetli emirlerinize uyarak bu mektubu yüzümün karası ile yazıyorum. Dağınık, bozuk olan hallerimi titreyerek arz ediyorum. Bu yolda ilerlerken, Allâhu Teâla’nın zahir ismi o kadar çok tecelli etdi ki, her şey de ayrı ayrı göründü. Bu tâifeye o kadar bağlandım ki, nasıl bildireyim, kendimi tutamıyordum. Onların şeklindeki zuhûr başka hiç bir şeyde yokdu. Âlem-i emirdeki latîfelerin halleri ve acâyip güzellikler bu şekilde görüldüğü kadar başka hiç bir şeyde görülmüyordu. Onların yanında eriyordum. Yanıp kül oluyordum. Bunun gibi her yiyecek te, her içecekte ve her cisimde ayrı ayrı tecellîler oldu. Lezzetli yemeklerde olan letâfet ve güzellik başka şeylerde yoktu. Tatlı şerbetlerde, tatlı olmayanlardan böyle başka idi. Kısaca her tatlı şeyde başka başka kemâl vardı. Bu tecellînin incelikleri, yazmakla bildirilemez. Yüksek hzmetinizde bulunmakla şereflenmiş olsaydım, belki bildirmek nasib olurdu. Bu tecellîlerin hepsi karşısında, yalnız Refîk-ı â’lâ’yı istiyordum. Bu tecellîlere bakmamaya çalışıyordum. Fakat kendimi tutamıyordum. Birden bire bu tecellîlerin , o zamansız, mekansız, hiç bir şeye benzemeyen varlığa bağlılığı değiştirmediğini anladım. Bâtın yani kalb ve ruh, hep ona bağlı idi. Zâhire hiç bakmıyordu. Zâhirde bu bağlılık yokdu. Zâhir, bu tecellîlerle şereflenmişdi. Bâtının gözü bu tecellîlere hiç kaymıyordu. Bunları bilmekten, görmekten yüz çevirmişdi. Zâhir, çokluğa ve iki varlığ bağlı olduğundan, bu tecellilere uygun idi.

Bir zaman sonra, bu tecelliler görünmez oldu. Bâtının şaşkınlığı ve bilgisizliği yine vardı. Tecelliler yok oldu. Bundan sonra, FENÂ hâsıl oldu. Te’ayyün geri geldikten sonra hâsıl olan teayyün-i ilmi, bu fenâda yok oldu. Bundan hiç bir şey kalmadı. Bu zaman islâmi hakiki başlamaya ve şirk-i hafî’nin alametleri yok olmaya başladı. İbadetleri kusurlu ve niyetleri bozuk görmek ve kulluk ve yokluk alametleri görünmeye başladı. Allâh-u Teâla, yüksek teveccühlerinizin ve merhametinizin bereketi ile kulluk ne demek olduğunu bildiriyor. Arşın üstüne yükselmek çok oluyor. Bunlardan birinci çıkışta, uzun yolculuktan sonra, arşın üstüne yükselince, cennet yukarıdan kuş bakışı göründü. Bildiklerimden bir kaçının cennetteki makamlarını görmek istedim. Dikkat ettim. Göründüler ; makamların sahiblerinide o makamlarda gördüm. Dereceleri, yerleri, şevkleri ve zevkleri başka başka idi. Başka bir yükselişde büyüklerimizin ve ehli beyt imamlarının ve Hulefâ-i Râşidinin ve Rasulullâh Sallallâhu aleyhi ve sellem  hazretlerinin ve baska peygamberlerin makamları ayrı ayrı göründü. Meleklerin yükseklerinin makamları, Arşın üstünde göründü. Arşın üstünde o kadar yükseltdiler ki, yeryüzünden arşa kadar veya bundan biraz daha az yani Hâce Nakşibend – kaddesallâhü Teâla sirrahül akdes- hazretlerinin makamına olan uzaklık kadar ilerletdiler. Nakşibend hazretlerinin makamının üstünde, büyüklerden bir kaçının makamı vardır. Bu makamın az üstünde Mâ’ruf-i kerhi ve şeyh ebu said-i harrazın makamı vardı. Başka büyüklerin makamları, bu makamlardan biraz aşağıda ve bir çoğu bu makamda idiler. Şeyh Alâüddevle ve şeyh Necmeddin-i kübra aşağıda idi. Ehli beyt imamları bu makâmın üstünde idi. Bunların üstünde, dört halifenin – Rıdvânullâhi Teâla aleyhim ecma’in- makamları vardi. Peygamberlerin -Alâ nebiyyina ve aleyhimüssâlatü vesselâm- makamlari, o serverin Sallallâhu aleyhi ve sellem makamının bir yanında idi. Meleklerin büyüklerinin – salavâtullahi ve selamühü ala nebiyyina ve aleyhim ecmeiyn- makamları, bu makâmın öte yanında ve bu makamdan ayrı idiler. O serverin makamı, bütün makamların üstünde, en başta idi. Her şeyin doğrusunu Allâhu Teâla bilir.

Allâh-u Teâla’nın yardımı ile, her istediğim zaman yükseltiyorlar. İstemeden de yükselttikleri oluyor. Her birinde başka başka şeyler görülüyor. Hepsinin eserleri belli oluyor. Bunların çoğu unutuluyor. O hallerin bir kaçını yazmak istiyorum, fakat kalemi elime alınca hatırlayamıyorum. Çünki, hiç birine kıymet vermiyorum. Hatta bu hallerden tevbe ve istiğfar edeceğim geliyor. Onun için yazmaya sıra gelmiyor. Bu bozuk yazılarımı doldururken bir kaç şey hâtırımda idi, fakat hiç birini yazmak nasip olmadı. Saygısızlığımı uzatmayayım.

Molla kâsım âlinin hali çok iyidir. Kendini gayb etmiş, şü’ûrsuz, bitkin bir haldedir. Cezbe makamlarının hepsini aşdı. Kendi hallerinin, sıfatlarının asldan geldiğini biliyordu. Şimdi, o sıfatları kendinden uzak görüyor. Kendini bomboş buluyor, hatta sıfatları durduran nûru da kendinden ayrılmış görüyor. Kendini o nûrun öte tarafında buluyor. Sevdiklerimizin hepsinin halleri, her gün daha iyi olmakdadır. Bundan sonraki mektubda inşaAllâhu Teâla uzun uzun arz ederim, efendim.

 

Etiketler: /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ