Kuran’ı Kerim’de Toplumsal Sünnetler…

Kuran’ı Kerim’de Toplumsal Sünnetler…
  • 21.12.2014
  • 1.734 kez okundu

Kuran’ı Kerim’de Toplumsal Sünnetler…

İslam düşünce sistemine göre insan toplumu, ALLAH’ın yarattığı diğer varlıklar gibi, belli kanunlar ve sünnetler çerçevesinde hayatını sürdürür. Bu “sünnet”leri tanımanın önemini vurgulamaya gerek görmüyoruz. Bu sünnet ve kanunların tanınmasıyla Müslüman toplumlar salah ve hayrı, fesat ve sapmadan daha kolay ayırt edebilir, toplumsal hayatta arzuladıkları yüce İslami hedeflere ulaşabilirler. Bu makalede toplumsal sünnetler çeşitli özellikleriyle birlikte incelemeye çalışacağız.

Makalemizde şu konular ele alınmıştır:

1-Topluma kanunun hakim oluşu.

2-İhtiyar (erkinlik) sünneti ve insanın sorumluluğu.

3-Ümmetlerin ortaya çıkış ve yokoluşları sünneti.

4-Resullerin gönderiliş sünneti.

5-İlahî hidayet ve ilahi dalalet sünneti.

6-Hakkın batıla zaferi sünneti.

7-Cezalandırma sünneti.

8-Mühlet verme sünneti.

9-İmtihan ve deneme sünneti.

10-İbret alma sünneti.

***Topluma Kanunun Hakim Oluşu***

Toplumbilimde incelenen konulardan biri, toplumlarda kanun ve kuralın varlığı çevresindedir. Toplumbilimcilerden küçük bir grup, toplumsal kanunları inkar ederler veya toplumsal kanunların varlığını kabul etseler bile bunu dakik bilimsel kanunlar türünden saymazlar. Toplumbilimcilerin büyük çoğunluğu ise toplumsal kanunlara inanmaktadır. Ancak toplumsal kanunlar hakkında anlayış ve görüş farklılıkları vardır. Bu açıdan değerlendirildiğinde toplum bilimcileri birkaç gruba ayrılırlar. Bu görüş ve grupların en önemlileri şunlardan ibarettir:

1- Bir grup, toplumsal kanunu doğrudan veya dolaylı olarak reddeder ve sadece tarihsel kanunu kabul eder ve tarihi bilimsel sayar.

2- Bir kısım toplumbilimciler, toplumsal kanunu savunurlar. Ancak bunların görüşüne göre “toplumsal kanunlar” tarih felsefesinin araştırma konusu olan “tarihsel kanunlar”dan ayrı düşünülmelidir.

3- Diğer bir grup ise her ikisini de (hem toplumsal kanunu ve hem de tarihsel kanunu) kabul eder, ancak tarih felsefesini temel ve esas bilir ve toplumsal kanunun ikinci derecede olduğunu savunurlar.

4- Ayrı bir grup, toplumsal kanuna inanır, fakat toplumbilimini tarih felsefesinde ayırmaya çalışırlar.

5- Bir grup toplumbilimciler ise, toplumsal ve tarihsel kanunların nisbiyyetine (görelilik, bağıntılık) inanır.

İslam, toplumsal kanunların varlığına inanır. Bu konuda çok sayıda ayet mevcuttur. Ayrıca akli deliller de, toplumsal hayatta kanunun varlığına hükmeder. İslami metinlerde tarihsel ve toplumsal kanunları açıklamak için “sünnet” kelimesi kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de ilahi sünnetlerden bir kısmı “sünnet” kelimesiyle belirtilirken bazı ayetlerde bu kelime kullanılmamasına rağmen yine de ilahi sünnetler açıklanmaktadır.

Bu makalede, ilahi sünnetlerden olan toplumsal sünnet üzerinde durmak istiyoruz. Toplumsal sünnetlerin özellikleri şunlardan ibarettir:

1- Genellik: Bu sünnetler genel, kapsamlı ve yaygındır.

2- Değişmezlik: Toplumsal sünnetlerin değişmesi ve başka bir duruma girmesi mümkün değildir.

3- İlahi olma: Toplumsal kanunlar “sünnetullah”dır.

4- İnsanların özgür ve muhtar (erkin) oluşu: İlahi sünnetlerin varlığı, cebrin (zorlama) olması ve ihtiyarın (erkinlik) ortadan kalkması anlamında değildir.

5- Toplumsal oluşu: Bu sünnetlerin uygulanma ve hayata geçiş sahası toplumdur.

6- Bu dünyaya ait oluşu: Toplumsal sünnetler bu dünyayla ilgili ve dünya hayatına aittir.

7- Maslahatın ön planda oluşu: İlahi sünnetlerden biri olan toplumsal sünnetlerin hedefi evreni maslahat, barış ve iyiliğe doğru yönlendirmektir.

***İhtiyar (erkinlik) Sünneti ve İnsanın Sorumluluğu***

Toplumsal hayatta ilahi sünnetlerin varlığı konusu­nun, zihinlerde bazı şüphelere yol açması, insanın seçme hakkı olmayan, cebre teslim olmaya mahkum bir varlık olduğu düşüncesini oluşturması mümkündür. Ancak bu şüphenin temelsizliği ve ihtiyar ve cebir düşüncesinin insan hayatındaki yerinin aydınlığa kavuşması doğrultusunda İslam düşünürleri geniş inceleme ve bahisler yapmışlardır. Özellikle filozoflar ve mütekellimler bu alanda ayrıntılı ve birbirinden farklı görüşler ortaya koymuşlardır.

1- “Bir millet kendi durumunu değiştirmedikçe ALLAH onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d/11)

Bu ayet-i kerimeye göre toplumlar ve ümmetlerde meydana gelen her türlü değişiklik o toplumların kendi durumlarında oluşan değişikliğe bağlıdır. Toplumların hayatında gözlenen mutluluk ve mutsuzluk, nimet ve cezalandırma, kurtuluş ve yokoluş gibi durumların oluşmasına o halkların kendileri ortam hazırlarlar.

2- “İnsanların elleriyle kazandıkları (günahlar) yüzünden, karada ve denizde fesat çıktı” (Rum/41)

Toplumlarda ortaya çıkan bozgunluk, perişanlık ve çöküşlere toplum fertlerinin davranışları yol açmaktadır.

3- Konuyla ilgili ilahi sünnetlerden biri ALLAH (c.c) tarafından her ümmet veya topluma resullerin gönderilmesidir. ALLAH Tebarek ve Teala, toplumları hidayet etmesi, doğru yola sevketmesi, saadetlerini temin etmesi için her ümmete peygamber göndermiştir. Peygamberin gönderilişinden sonra halktan bir bölümü hidayete erer, bir grup ise dalalet ve sapıklık yolunda yürümeyi tercih eder. ALLAH Teala halkın hidayete, doğru yola ve saadete erişmesine ortam hazırlar. Hüccet ve kesin delil gösterildikten sonra insanlar hidayet ve dalalet yolundan birini seçmek konusunda serbesttir:

“Andolsun biz her ümmete ALLAH’a kulluk edin, tağuttan kaçının diye bir elçi gönderdik. İçlerinde ALLAH’ın doğru yola sevkettiği de var, sapıklıkta kalmayı hakkedeni de…” (Nahl/36)

Örnek olarak kısaca incelediğimiz bu ayetlerden de anlaşıldığı üzere insanlar kendi hayatlarında hiç bir şekilde mecbur bırakılmamış bilakis, bir nevi erkinlik ve seçme serbestliğine sahiptirler ve kendilerini ilgilendiren davranışlarından sorumludurlar. İlahi sünnetlerin varlığı, cebri kanun ve kuralların toplum ve fertler üzerine hakimiyeti anlamında değildir. İnsanların ilahi sünnetlere aykırı davranma serbestliğine sahip olmadıkları ve tamamen bu sünnetlere uymaya, itaat etmeye zorunlu oldukları düşüncesi burada geçerli değildir. İnsan, ilahi sünnetlere uyabileceği gibi yine ilahi sünnetlere aykırı davranarak geçici olan nefsani heva ve heveslerine uyabilir.

***Ümmetlerin Ortaya Çıkış ve Yok Oluşları Sünneti***

İlahi sünnetlerden biri de her ümmetin belli ve kesin bir alın yazısı ve ömrü olduğuyla ilgilidir. ALLAH Teala, her ümmet ve her toplum için bir zaman devresi tayin buyurmuştur. Bu zaman tamamlanınca ortadan kalkacak, yok olacaktır. İlahi sünnetlere göre ümmetler ortaya çıktıktan sonra tevhid, şirk, küfür ve benzeri dönemler geçirir, değişikliklere uğrar ve bir süre sonra yok  olurlar.

“Her ümmetin  bir süresi vardır. Süreleri gelince (onlar), ne bir an ertelenir ve ne de öne alınır, (tam vaktinde batıp giderler)” (Araf/34)

“Hiç bir şehir yoktur ki, biz o şehri, kıyametten önce yok edip yerle bir etmeyelim, yahut şiddetli bir azaba uğratmıyalım. Bu, kitapta yazılmıştır, (takdir edilmiştir)” (İsra/58)

Bu sünnet, İslam’ın, tarih olayları ve gelişmeleri konusundaki görüşünü ortaya koymakla birlikte tarih devri (Cyclic) hakkındaki teoriyi de tasdik etmektedir. İlahi sünnetlere göre, ümmetler ve milletler ortaya çıkar, çeşitli devrelerden geçer ve nihayet yok olup giderler. Ancak sonunda öyle bir toplum ortaya çıkacaktır ki, o toplum, adaletle dolup taşacak, hakiki eşitlik sağlanacak, insanın kemal ve yüce değerlere doğru erişmesine ortam hazırlanmış olacaktır.

***Resullerin Gönderilişi Sünneti***

İlahi sünnetlerden birisi de ALLAH’ın (c.c) her ümmet veya toplum arasında bir peygamber görevlendirme sünnetidir; bu peygamber aracılığıyla, onları hak dine ve doğru yola hidayet etmeği, dalalet ve sapıklıktan kurtarmayı irade etmiştir. Sonuçta bir grup Hakk’ın davetini kabul ederek hidayet olur, bir grup ise sapıklık yolunu seçerek doğru yoldan uzaklaşır. Bu gelişme bütün ümmetler ve bütün toplumlar için geçerli olup; belli bir topluma mahsus değildir. Bu sünnetin uygulanışı, ALLAH’ın kulları üzerindeki hüccetini ve delilini tamamlaması içindir; bu sünnet esas alınarak: “Yeryüzü hiç bir zaman hüccetsiz olmaz” denilmektedir. ALLAH’ın emriyle daima halkı hakka doğru hidayet edecek, onları sapıklıklardan kurtaracak hidayet edici bir peygamber veya diğer bir masum vardır.

Bu ilahi sünnete rağmen ümmetler ve toplumlar içinde daima hakka uymayan, tuğyan ve taşkınlık eden kişiler ve gruplar olagelmiştir. Bu olgu, insanın davranışlarında bir tür özgürlük ve ihtiyara (erkinliğe) sahip olduğunu, ALLAH Tebarek ve Teala’nın, kullarını ihtiyar ve özgürlükten mahrum bırakmadığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu ise gerçekte ALLAH Teala’nın kullarına bahşettiği bir nevi lütuf ve inayetidir. Resuller göndermesi ve taşkınlık eden toplumları yok edip cezalandırmadan önce hüccetini tamamlaması ve delillerini göstermesi O’nun bitmez tükenmez lütuflarındandır.

“…Her toplumun bir yol göstericisi vardır.” (Rad/7)

“Bizim helak ettiğimiz her ülkenin mutlaka uyarıcıları vardı.” (Şura/207)

***Hidayet Sünneti ve İlahi Dalalet***

Yol veya hedefi insanlara göstermek anlamına gelen hidayet, ilahi sünnetlerden olup ALLAH’ın (c.c) kullarına yönelik sınırsız ihsan, lütuf ve iyiliklerinin işaretidir. ALLAH Teala’nın hidayeti genel anlamda bütün varlıkları kapsamına alır. Halbuki özel anlamda hidayet, bütün insanları değil de bilakis, sadece kulları  içine alır.

Hidayetin karşısında dalalet yer almaktadır. Dalalet, insanın kemale ve yüceliğe erişmesi için ALLAH Teala’nın kendisi için belirlemiş olduğu yol ve hedeften başka bir yol ve hedefe doğru yönelmesi anlamındadır. Bu başka yol, gerçekte insanın nefsin ve şeytanın isteklerine uyarak, hidayete sırt çevirmesinden ibarettir.

Hidayet ve dalaletin her birinin birtakım bölüm ve dereceleri vardır ve bu konuyla ilgili Kur’an-ı Kerim’de yer alan ayetler ve müfessirlerin görüşleri dikkate alınacak olursa her biri hakkında çeşitli sınıflandırmalara gidilmiş, dereceleri beyan edilmiş olduğu görülür.

Kur’an ayetlerinde açıklanan hidayet vesileleri şunlardan ibarettir: “Kur’an-ı Kerim”, “peygamberler”, “İlahi ayetler”, “İlahi deneme ve imtihan”, “geçmiş ümmetlerin yaşayış şekli”, “misaller” ve “kalb açıklığı”.

İlahi hidayet ve dalaletin her biri, insan hayatında önemli değişikliklere sebep olur ve bu etkilenme fert ve toplumun mutluluk ve mutsuzluğunda kendini gösterir.

***Hakkın Batıla Zaferi Sünneti***

ALLAH Tebareke ve Teala, hakkın batıla galip gelmesi ve batılın yok olup ortadan kaybolmasını irade etmiştir. ve bu irade ilahi bir sünnetdir. ALLAH (c.c), bitmez-tükenmez ve sınırsız ihsanları itibariyle yaratıklarının, kullarının tümünü merhametiyle lütuflandırır, onlardan maddi nimetlerini esirgemez. Ancak kullar nimetleri görmezlikten gelerek nankörlük edip, nimeti nıkmete (ilahi cezaya), hayırı şerre çevirerek batılın temsilciliğine koyuldukları durumda, ilahi sünnetler uygulanacak ve hak batıla galip gelecektir. Kafir ve zalim ümmet ve toplumların helak olması, mümin ve müttaki toplum ve ümmetlerin zafere ulaşmaları bu sünnetin açık bir delilidir:

“ALLAH (levh-ı Mahfuz’da) yazdı, takdir etti ki andolsun, ben ve peygamberlerim üst geleceğiz; şüphe yok ki ALLAH pek kuvvetlidir, üstündür.” (Mücadele/21)

Tarih boyunca geçici de olsa bazen hak ve hak yanlıları azınlıkta kalır ve batıl hakka galip gelir. ALLAH (c.c) Kur’an-ı Kerim’de bu sünnetle ilgili olarak şöyle buyurur: ” O günler; öyle günler ki, onları biz insanlar arasında çevirip dururuz” Ancak bu durum hiç bir şekilde hakkın gerçekten yenilgisi ve batılın zaferi anlamına gelmez. Çünkü sünnetullah bunun aksini ifade ediyor. Hakla batılı karşı karşıya getirmesi de sünnetullahtandır ve ALLAH (c.c) daima nihaî zaferi hakka nasip eder. İlginç olan şu ki, hakla batılın çatışması aniden başlar, hakkın zaferinden, batılın ortadan kaybolmasından artık umutların kesildiği bir sırada sünnetullah tahakkuk eder, hakla batıl arasında kızışan mücadelede aniden hakkı muzaffer kılar ve batılı yok eder:

“Eğer size (Uhud’da) bir yara dokundu ise, o topluluğa da (Bedir’de) ağır bir yara dokunmuştu. O günler, öyle günler ki onları insanlar arasında  nöbetle döndürür dururuz (kâh bir kavme, kâh ötekine galibiyet veririz; bazen bir topluma iyi veya kötü günler gösteririz, bazen de ötekine). Bu, ALLAH inananları ortaya çıkarması (başka insanlar için) sizden şahidler edinmesi için (zamanı kah lehinize, kah aleyhinize çevirmekte)dir. ALLAH, zalimleri sevmez.

Ve (yine bu) inanları (günahlardan) temizlemesi ve kafirleri yok etmesi içindir (böyle günleri insanlar arasında çevirmektedir).” (Al-i İmrân/140,141)

ALLAH Tebarek ve Teala müminleri yeryüzünün mirasçıları kılacağını çeşitli ayetlerde va’detmiştir:

“ALLAH sizden, inanıp iyi işler yapanlara va’detti ki; onlardan önce gelip geçenleri nasıl yeryüzüne sâhip ve hakim kıldıysa onları da mutlaka yeryüzüne sâhip ve hâkim kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine sağlamlaştıracak ve korkularının ardından kendilerini (tam) bir güvene erdirecektir. Onlar hep bana kulluk ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Ama kim(ler) bundan sonra da inkâr ederse işte onlar, yoldan çıkanlardır.” (Nur/55)

***Cezalandırma Sünneti***

Toplumsal sünnetlere ilişkin incelenebilecek ayrı bir ilahi sünnet de, kafirler, zalimler ve fesatçıların, ayrı bir ifadeyle İslam’ın ilerlemesine karşı engel oluşturan, hakkın zaferine karşı çıkan tüm çevrelerin cezalandırılıp yok edilmesi sünnetidir.

Bu çerçevenin kapsamına giren kişilerin suçları şunlar olabilir: Enbiya’yı yalanlamak, halka zulmetmek, kendine zulmetmek, küfürde-inkarda-israf ve aşırılık, umuma yönelik fesat çıkarma, insafsızlığa dayalı toplumsal ilişkiler, hayatta taşkınlık, kıyamette yeniden dirilme ve haşrolmayı yalanlamak, ahirette sevap ve ceza verileceğini yalanlamak, ALLAH’a tuğyan ve taşkınlık, ilahi nasihat ve öğütleri unutmak veya zulüm, küfür ve şirkin başka görüntüleri.

Bu sünneti açıklayan ayetler aşağıda belirtildiği üzere dört bölümde incelenebilir.

Birinci grup: Bu gruptaki ayetler genel olup zalim ve kafir toplumların helak olmasına dair ilahi sünnetleri ifade ederler. Örnek olarak:

“Zulmeden nice şehirleri ve ülkeleri (halkı) zulmettiklerinden dolayı kırıp geçirdik, helak ettik ve onlardan sonra başka bir topluluk yarattık” (Enbiya/11)

“Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince: Biz onları yavaş-yavaş hiç anlamıyacakları yerlerden helâkete yaklaştırır-dururuz.” (A’raf/182)

Bu ayette başka bir ilahi sünnet daha beyan edilmekte. Bu istidrac ve derece artırma sünnetidir. ALLAH (c.c) kafirlere nimetlerini bir biri ardısıra vererek nimetlerin lezzetinden ALLAH’ı zikretmekten gaflete düşmelerini irade eder ve onları böylece imtihana tabi tutar. ALLAH’ı zikretmekten gaflete düşme, ALLAH’ı unutma durumu onların kalb huzuru ve rahatlığını kaybetmelerine, içten içe muztarip olmalarına, kaygılanmalarına ve sonunda çetin bir azaba yakalanmalarına sebep olur.

İkinci grup: İlahi peygamberleri yalanlayan, onlarla mücadeleye girişen kavim ve toplumların helak olacaklarını açıklayan ayetlerdir:

“Nice şehirler var ki halkı, rablerinin ve onun peygamberlerinin emirlerine karşı gelmiştir de onları, çetin bir sürette hesaba çekmişizdir ve onları helak ederek azaplandırmışızdır.”

“… Fakat kendilerine uyarıcı gelince bunun onlara Hak’tan uzaklaşmaktan başka bir katkısı olmadı. Yeryüzünde büyüklük taslamaklarını ve kötü tuzaklar kurmalarını artırdı. Kötü tuzak, ancak sahibini sarıp-kuşatır…” (Fatır/42,43)

Bu ayette toplumsal sünnetlerle ilgili başka bir sünnetle karşılaşıyoruz ki, o da tuzak kurma sünnetidir. Şöyle ki, ALLAH (c.c) kalblerini dünya sevgisi, tutkunluğu, maddi şehvet ve güzelliklerle doldurur ve istidrac sünnetini onlar hakkında uygulamaya koyar.

Üçüncü grup: Bu gruptaki ayetler belli başlı kavimlerin helakiyle ilgili konuları beyan etmektedir. Bu bölümde bu kavimlerin uğradıkları keder ve acı sonuçlar söz konusu edilmektedir ki onlar şunlardan ibarettir: Âd, Semud, İrem, Firavun, Lut, Beni İsrail.

Dördüncü grup: Bu gruptaki ayetler, enbiya ve ilahi dinlere muhalif olan kişi ve grupların durumlarını ve onların helak edilişlerini anlatır:

” Biz bir ülkeyi helâk etmek istediğimiz zaman onun varlıklılarına emrederiz. Orada bazgunluluk yaparlar (kötü arzularının peşinde koşarlar) böylece o ülkeye (azab edeceğimiz hakkındaki) söz (ümüz) hak olur, biz de orayı darmadağın ederiz. (İsrâ/16)

**Mühlet Verme Sünneti**

Küfür ve şirk toplumlarının cezalandırılması ve yokedilmesiyle ilgili ilahi sünnetlerden biri onlara belli bir süre tanıma ve o süre bitiminden sonra onları helak etme konusudur. Ayrı bir ifadeyle, cezalandırmaya dair ilahî sünnet, zulüm, küfür ve şirkin toplumlarda yayılmasından hemen sonra gerçekleşmez. ALLAH (c.c) kendi iradesiyle onlara bir süre tanır, onları bu süre içerisinde imtihan eder, hucceti onlara tamamlar ve bu arada onlar dünya hayatlarında maddi nimetlerden yararlanmada aşırılık yaparlar ve bir nevi azaba düçar olurlar. Bu sünnet gerçekte ilahi lütuf ve ihsanların bir alametidir.

“Ama çok bağışlayan, esirgeyen Rabb’in, eğer onları, yaptıklarıyla hemen cezalandıracak olsaydı, onlar için azâbı çabuklaştırırdı. Fakat onlar için vaad edilen bir zaman vardır ki, ondan (kaçıp) sığınacak bir yer bulamayacaklardır.” (Kehf/58)

“Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince yavaş-yavaş hiç bilmiyecekleri yerlerden helâkete yaklaştıracağız. Onlara mühlet veriyorum, çünkü benim tuzağım çetindir.” (A’raf/182,183)

Kafirlerin Helakinden Sonra Onların Yerine Müminlerin Geçmesi Sünneti
Hakkın batıla zaferi ve zalimlerle kafirlerin helak olup yok edilmelerinden sonra sıra müminlerin hakimiyetine, güç kazanmalarına gelir.

“Andolsun sizden önce gelip geçen nice toplulukları zulmettikleri ve peygamberleri kendilerine açık deliller getirdikleri halde inanmadıkları için helak etmişizdir. İşte suçlu topluluğu böyle cezalandırırız biz. Sonra onların ardından sizi yeryüzünde halifeler yaptık (onların yerine sizi hakim kıldık) ki nasıl davrandığınızı görelim.” (Yunus/13,14)

**İmtihan ve Deneme Sünneti**

Öteki ilahi sünnetlerle tam bir ilişki içerisinde olan ve beşer hayatının önemli bir bölümünü oluşturan ilahi sünnetlerden biri de imtihandır. ALLAH (c.c), kullarını çeşitli merhalelerde imtihana çeker. Bu sünnet de öteki ilahi sünnetler gibi bütün insanlar için geçerli olup kafir ve müşrik toplumlar hakkında olduğu gibi, müvehhid ve mümin toplumlar üzerinde de uygulanır. Mümin, faziletlerinin (erdemlerinin) rezaletlerinden arınması, kafir ise amel ve davranışlarının aydınlığa çıkması için denemeye tutulur. Böylece said (kutlu) kişiler saadet ve mutluluğa kavuşur, şaki (günahtan çekinmeyen bedbaht) kişiler ise şakavet ve mutsuzluğa düçar olurlar. Müminlerin safında yer alan münafıklar da sınanarak amelleri ortaya çıkarılır ve kendilerine âşikar edilir ve sonuçta öteki ilahi sünnetler uygulamaya konulmuş olur; hakkın batıla zaferi, müşriklerin helakı, ortadan kaldırılmaları vb.

İşaret edildiği üzere bu sünnet, halkın fert fert davranış ve hareketlerinin ortaya çıkması, kendilerine aydınlanması için uygulanır ve sonuçta ALLAH (c.c) işledikleri amellerine göre onlara mükafat ve ceza verir:

“O hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek (ihlasınızı ölçmek) için ölümü ve hayâtı yarattı…” (Mülk/2)

İmtihan sünneti genel olması itibariyle bütün toplumsal gruplar ve fertleri kapsamına alır. Buna göre, evliyaullah bile bundan müstesna değildir. Kur’an-ı Kerim’de bu hususla ilgili çok sayıda ayet mevcuttur. Bu ayetler, kafir ve Müslüman kavimlerin yanısıra Hz. İbrahim (a.s), Hz. Davud (a.s) ve Hz. Süleyman’ın (a.s) da imtihana tabi tutulduklarını beyan etmektedir.

İmtihan vesile ve yolları oldukça çoktur. İnsanlar bazen ilahi nimetlerle sınanırken bazen de ALLAH tarafından sıkıntıya sokularak ve cezalandırılarak denenirler. Kur’an ayetlerine göre imtihan vesile ve sebepleri şöylece sıralanabilir:

Yeryüzündeki zinetler, ilahî kitaptaki hükümler, bela, sıkıntı ve müsibetler, rahatlık, hoşnutsuzluk, halkın ihtilafları konusunda hakemlik, dünyevi makamlara görünüşde de olsa erişmek, Rabbin fazl ve keremi, mücizeler ve olağanüstü olaylar, tağutun sultasından kurtulma, iyilikler ve kötülükler, fısk ve fücur ve itaatsizlik, resullerin gönderilişi, fitne çıkarma, azabın geciktirilmesi ve kafirlere mühlet tanınması, haramlar, yenilgi ve galibiyet, ihtilafın ortaya çıkması, korku, açlık, mal ve nüfus azlığı, mal ve can, maddi nimet ve vehimeler, şeytanın telkin ve sapıtmaları, evlatlar, ahit ve yemin, küfürle imanın savaşı, çeşitli halk grupları ve aralarındaki mertebe ve derece farklılığı.

**İbret Olma Sünneti**

Geçmiş toplumların durumu ve uğradıkları kaderi beyan etmenin hedeflerinden biri günümüz ve gelecek toplumlarına ibret olmaktır. Bu da, ilahi bir sünnettir. ALLAH (c.c), sünnetlerini açıklarken her asrın halkının ondan öğüt almasını irade etmekte ve böylece onlara hüccetini tamamlamaktadır.

“Onlardan önce nice nesiller helak etmişiz ki, onların tutuşu bunlardan daha kuvvetliydi memleketleri delik-deşik etmişlerdi, her tarafı ellerine geçirmişlerdi. Fakat (azabımızdan) kaçacak yer mi var? Şüphe yok ki, bunda kalbi olan yahut şahit olarak (görerek) kulak veren kimse için ibret ve öğüt var elbette” (Kaf/36-37)

Kur’an-ı Kerim’de çok sayıda ayet, insanları yeryüzünde gezip dolaşmaya, geçmiş toplumların başına gelenleri, durumlarını incelemeye ve müşahede etmeye davet etmekle ve böylece ibret dersi almalarını, hakkı batıldan ayırt ederek kendilerine gelmelerini, batıla yönelmekten kaçınmalarını, hatırlatmaktadır.

Sonuç ; Bu makalede  incelediğimiz konulardan şu husus aydınlığa kavuşmaktadır ki, İslam’a göre; toplumun belli başlı kanun ve sünnetleri vardır, bu kanun ve sünnetler değişime uğramayacağı gibi bütün ümmet ve toplumlar, tüm zaman ve mekanlar için geçerlidir.

İlahi sünnetlerle ilgili ilginç ve önemli bir nokta da şu ki, bu sünnetler birbirleriyle mükemmel bir irtibat ve uyum içindedirler, her biri diğerinin peşinden veya başka sünnetlerin uygulanışının sonucunda uygulanmaya koyulurlar.

Etiketler:

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ