Dervişler mi Üstündür; Yoksa Alimler Mi?

Dervişler mi Üstündür; Yoksa Alimler Mi?
  • 11.10.2014
  • 1.698 kez okundu

Bir gün ülkenin Sultanı, Vezirini çağırarak sormuş:

–          Söyle bakalım, dervişler mi daha üstündür, yok bilginler mi? Hangileri gerçek sevgiye daha yakındır? demiş.

Vezir, biraz düşünmüş sonra kendinden emin cevap vermek için sultana dönmüş:

–          Sultanım! Bunu anlamanın çok kolay bir yolu var. İsterseniz bunu kolaylıkla anlayabiliriz.

Sultan merakla, “Nasıl” diye sormuş. Vezir:

–          Sultanım, onu siz bana bırakın. Yeter ki siz aynı gün ve aynı saatte, dervişlerle bilginleri yemeğe saraya davet edin. Demiş.

Sultan vezirinin ne yapmak istediğini pek anlamamış ama teklifini de kabul etmiş. Aynı gün aynı saatte dervişler ve bilginler saraya yemek daveti için gelmişler. Dervişleri bir odaya, bilginleri de başka odaya almışlar. Hal hatır sorulduktan sonra yemeğe geçilmiş. Yemek faslı çorbayla başlamış. Lakin önlerine gelen yemeği yemek ne mümkün! Kaşıkların boyu neredeyse bir metre kadarmış. Bilginler yemeği yemek için bütün gayretlerini sergilemelerine rağmen, üstlerini başlarını batırmaktan öteye geçememişler. Geldikleri gibi aç hatta çocuklar gibi üstleri batmış bir şekilde ayrılmak zorunda kalmışlar.

Dervişlere gelince; Dervişler, önlerine gelen yemeği afiyetle yemişler. Nasıl mı? Her biri karşısındaki derviş arkadaşını doyurarak. Zira ellerine tutuşturulan kaşıklar, sanki daha önce ölmüşmüş gibi karşılarındaki arkadaşlarının ağız hizalarına kadar uzanıyormuş. Böylelikle bütün dervişler karınlarını bir güzel doyurabilmişler. Sultan bunlara şahit olunca, vezirinin ne yapmak istediğini daha açık bir şekilde anlayabilmiş. Ama imtihanın daha ilk kısmıymış geçilen.

Vezir önce eve yol almaya hazırlanan bilginlere sormuş, teker teker. “Sizin en bilgili ve en anlayışlı olanınız hanginiz?”  Deyince, bilginlerin her biri hiç tereddütsüz: “Tabi ki benim,” diyerek kendisinin neden en bilgili ve en anlayışlı olduğunu anlatmış, dakikalarca. Vezir de sabırla dinlemiş onları. Olanı biteni, bilginlerin kendilerini methetmelerini sultan da görmekteymiş.

Vezir bilginleri yolcu ettikten sonra yola koyulmak için hazırlanan dervişlere de aynı soruyu sormuş. “Sizin en bilgili ve en anlayışlı olanınız hanginiz?” Bu soruya her bir derviş: “Sizin aradığınız kişi arkada gelmekte olan dervişlerin arasındadır,” diye cevap vermiş. Sıra nihayet son dervişe gelince, vezir dervişin kolundan yakalamış. “İşte demiş, bu dervişlerin en bilgilisi ve en anlayışlısı sensin. Bütün dervişler seni işaret etti.” Son derviş, mahcup bir şekilde boynunu bükmüş: “Estağfirullah efendim demiş. Ne haddime. Benden önce çıkan arkadaşlar tevazu göstermiş, sizin aradığınız o en bilgili, en anlayışlı olan kişi en önde çıkanlar arasında gitti.”

Vezir bilginleri ve dervişleri yolcu ettikten sonra sultanın huzuruna çıkarak: “İşte efendim sizde gördünüz, esas anlayış sahibi olan kişi kendisinden önce karşısındaki din kardeşinin ihtiyacını kendi ihtiyacına tercih eden kişidir. Gerçek sevgi onların saf ve karşılıksız sevgisidir. Esas bilginler ise kendini her daim eksik ve noksan gören, öğrendiklerinin ona ne kadar az geldiğini fark ettiren kimsedir. Sultanım sizin de gördüğünüz gibi;  İrfan ilimden üstündür. Ve hakiki dervişler, her devrin en seçkin kimseleridir.” demiş.

“Hayatımızın her anında karşılaştığımız sorun ve sıkıntıları tek pencereden ve sadece kendi aleyhimize bakaraktan hareket etmemeliyiz. Çözüm, hoşumuza gitmeyen seçeneklerin içerisindedir. Zira nefis her daim, Allah’ın istediği davranışları yapmamıza karşıdır.”

Etiketler: / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ